Kayıtlar

Dolarla sınanan yazılımcı adayı

Resim
 “Yazılım öğren!” dediler. O da başladı öğrenmeye. Türkçe kaynaklar ile bir noktaya gelince İngilizce ile devam etti. Sonra Black Friday kampanyaları çıktı karşısına. Öğrenmeye çalıştığı teknoloji için bir kurs vardı, hem de %50 indirimde. Tıkladı linke, gördü … indirimini. İndirimli hali bile döviz kuru nedeniyle bindirimliydi. Fotoğraf: Okan Okay Dert yanmaya çalıştı mentörüne. Ee hoca altta kalır mı yapıştırmış Z raporunu: Dolarla satılan kitaplardan dert yanmaya başladı yıllanmış yazılımcı. İster teknik konularda olsun ister başka konularda bir kitabın orijinal halini okumak zordu. Üstelik çoğu kitabın basılı hali Türkiye’ye kargolanmıyordu. E-kitaplar bile pahalıydı. Korsan okumak ya da okumamak, işte tüm mesele bu! AWS sertifikası için eğitimler 150 dolar, bootcamp için 2300 dolar, AWS’de açık unutulan bir sanal makine için ayda 150 dolar, kullanılan SaaS araçlar için aylık beşer onar dolar … IOS uygulama geliştirmek (ya da havalı görünmek için) Macbook ve iPhone alamamak, androi

Canlıya çıkamayan yazılımcı

Resim
 Yaptığı yan projenin yeterince olgunlaştığını düşünen yazılımcı artık projesini yayına almak istiyordu. localhost’da işler de bir yere kadar, alırım bir alan adı, biraz reklam veririm, tutar mı tutmaz mı görürüm diye düşünmüştü. Düşünmek güzel de icraate bakalım! Not: Gerçek bir olaydan esinlenerek yazılmıştır. Junior arkadaşlara selam olsun. Olmuşken en iyisinden olsun istedi. FTP ile uygulama atmak da neymiş! Bulut olsun, CI/CD olsun, loglar merkezi, sistem auto scale olsun istiyordu. Önce AWS’e baktı. Ücretsiz hizmetler ihtiyacını görüyordu. Başladı AWS’de projesini yayınlamak için çabalamaya. Veritabanını oluşturdu, hoşuna gitmese de serverless yerine bir sanal makinede uygulamasını ayağa kaldırdı. Ama o çok sevdiği dockerize edilmiş projesinden vazgeçmişti. Kodlarda yaptığı bir hatayı düzelttikten sonra başka bir hataya denk geliyordu. Sık sık kodları değiştirince ECR hizmetininücretsiz limitine ulaşmıştı, AWS ücretsiz build time limitlerine de ulaşmıştı. Sanal makineye kodları k

Hibrit ofisdeki hibrit yazılımcı

Resim
 Biraz remote, biraz ofis, biraz backend, biraz frontend, birazcık docker, birazcık cloud, az bundan, biraz şundan, bundan olmazsa olmaz, şunu da unutmayalım.  “I was there 3000 years ago” Bundan yıllar yıllar önce webmaster sıfatıyla çalışan yazılımcılar vardı. Ne iş yaptıklarını kendileri de bilmiyorlardı. Ama mutluydular. Farkında değillerdi ama birçok etikete sahiptiler. Projenin geliştirilmesi, yönetilmesi, yayınlanması, müşteri ile görüşmeler, yedekleme, her türlü donanım sorununun çözülmesi … aklınıza ne geliyorsa. Yapılması gereken ne varsa yapıyorlardı. Hem de havalı etiketleri olmadan, . Akılları karışmadan, hevesleri sönmeden, pizza yemeden, belki de filtre kahve nedir bilmeden. Şimdi öyle mi? Değişen kullanıcı ihtiyacı, çıkan yeni teknolojiler, yazılımcılara olan talep, insan yönetmenin zorluğu derken herşey birbirne girmiş durumda. İnsanlar doğru şeyi mi yapıyor yanlış şeyi mi yapıyor bilemiyorlar. Yapılan tercihleri sorgulamaktan yapılacak işlere odaklanamıyorlar. Bugünün

Yapay zekâ olsa çıldırır!

Resim
 “Beni öldürmeyen acı, güçlendirir.” demiş Nietzsche. Peki bizi öldürmeyen şey aynı zamanda yıldırır mı bizi? Soyut olması nedeniyle belirsizliği ve başarısızlığı bağrında taşıyan yazılım projelerinden bıkmanın sınırı nedir? Yeni bir projeye başlamak, iş değiştirmek, projeyi baştan yazmak gibi seçenekler masada olmayabilir bazen. Kullanıcılar sizin yazılım ürününüze bel bağlamış olabilir, geçiminiz tamamen bu ürüne bağlı olabilir, şirketin ortakları ensenizde olabilir. Ekip arkadaşlarınızın maaşı, ofisin kirası, herşey ama herşey o yazılım projesinin yürümesine bağlı olabilir. Kaçamadığınız sorumluluklar etrafınızı çevirmiş olabilir. Ülkenin ekonomisi berbat, adaletinin ise cenazesi kaldırılmış olabilir.  Forrest Gump Sorunlar aniden mi çıktı karşınıza? Hiç mi işlerin kötü gidebileceğini düşünmediniz? Herşeyi doğru mu yaptınız? Ekip arkadaşlarınızın değişebileceğini düşünmediniz mi? Siz hariç herkes suçlu mu? Peki ne olacak şimdi? Var mı atacak son kurşununuz? Bu durumla ilk kez karşıl

La bu yazılımcılar size ne etti gardaşım?

Resim
 Dolarla para kazanan, evden çıkmadan işini yapan yazılımcılar size ne etti? Fotoğraf: Karolina Grabowska   Sosyal medyada yazılımcılara karşı bir antipati var. Arkadaş ortamlarında ve akraba ziyaretlerinde de bunu görebiliyoruz. Peki neden?  Gösteriş budalası yarını belli olamayan yazılımcılar, dövizle kazandığınızı niye her yerde her fırsatta ilan ediyorsunuz? Nereden geliyor bu motivasyon? Yazılımcıların kendi aralarında “bak ben dövizle para kazanıyorum, demek ki ben iyi bir yazılımcıyım” demesi galiba sektör standardı. Türkiye’de işsizlik almış başını giderken, insanlar geçim derdi ile boğuşurken sizin yazılımcı etiketiniz kimsenin umurunda olmuyor. İnsanlar bu yazılımcıların dövizle para kazandıklarını ve onların bunu gösterişli bir şekilde paylaştıklarını görüyor.  Evden, plaj kenarından, havalı mekanlardan durmadan fotoğraf paylaşan instagram fenomeni yazılımcılar! Eğer içinizde doldurulamayan bir boşluk hissediyorsanız kendinize gerçek arkadaşlar edinerek işe başlayabilirsiniz

Kahraman pardon hain yazılımcı!

Resim
 Acil işler, sürekli değişen kullanıcı ihtiyaçları, yanlış yönetilen proje, çöken sistemler, işten ayrılanlar … hepsinin ama hepsinin sorumlusu yazılımcı olabilir mi? Toksik bir ortamda evet. Photo by Klaus Nielsen from Pexels Bu yazıda yeni bir şey yok. Yazılımcı bir arkadaşım toksik çalışma ortamı nedeniyle işten ayrıldı. Olay sıcaklığını kaybetmeden “bir arkadaş”ımın başından geçenleri anlatacağım. Bu yazıda kendi ismimi kullanacağım. Yazı ironi içerir. Emre işe girdiği için mutluydu. Şirket hakkında güzel şeyler duymuştu. Çalışacağı projeyi ve ekip arkadaşlarını merak ediyordu. Ofiste herşey gıcır gıcırdı. Verilen donanımlar en yeni teknolojiye sahipti. Maaş da iyiydi yani. Yemek kartı, doğum günü hediyeleri, happy hour’lar felan yani. İlk şok! Oryantasyon süreci olmamıştı. Emre işten ayrılan yazılımcıların açığını kapatmak için işe alınmıştı. Ekip arkadaşlarının ağzından alabildiği birkaç cümle ile projeyi tanımaya çalışıyordu. Dokümantasyon yoktu, olabilir miydi ki? Acil işler ne

Yazılımcı Bağımlılığı

Resim
  Kimi zaman hatayı sadece o çözebilir kimi zaman bir özelliği sadece o yapabilir. Kimi zaman egosu dağlardan daha yüksektir, kimi zaman aktardığı bilgi kitaplarda bulunmaz. Bir trenden daha hızlı … Pardon yanlış oldu. Projenin doğru ya da yanlış yönetilmesi fark etmez. O hep oradadır. Bir projenin az ya da çok yazılımcı bağımlılığı vardır. Peki ya bir ülkenin yazılımcı bağımlılığı var mıdır?  Photo by Anna Shvets from Pexels Rusya-Ukrayna savaşı bize gösterdi ki enerji bağımlılığı hayatın unutulamayan ve reddedilemeyen bir gerçeği. Bazı şeyleri görmesek de düşünmesek de onların varlığı devam ediyor. Kriz anına kadar unutulan ve ihmal edilen bir şey kriz anında bir canavara dönüşüyor ve çoğunlukla iş işten geçmiş oluyor. Bir ülke düşünün, yazılımcısı yok! Yazılımcı ithal edebilir miyiz? İsteyen gitsin diyebilir miyiz? İsteyen zaten gidiyorsa ne yapabiliriz? Bir şey yapılıyor mu? Hayattaki birçok şey normal dağılıma uyar. Her projede kötü, normal ve iyi yazılımcılar bulunur. İşverenler