Ana içeriğe atla

Türkiye'de Yazılım Şirketi Açmak ve Çıldırmamak

Aklında bir fikir vardı. Piyasada bunu karşılayan yazılımlar vardı ama hepsi eksikti. Hayalindeki yazılım ürününe hiçbiri yaklaşamıyordu. Gördüğü kadarıyla piyasanın böyle bir ürüne ihtiyacı vardı. Kullanıcılar mevcut ürünlerden şikayetçiydi. Kendi ekibini toplayıp hayalindeki şirketi kurmaya niyetlendi.

Rüzgarlara dikkat!- Francesco UngaroPexels

İşinden istifa etmeden önce piyasa araştırmasını yaptı, rakip ürünleri inceledi. En önemlisi ekibini kurdu. Ürününün MVP hali için çalışmaları başlattı. Girişim kurmak ile ilgili birçok kitap ve blog okudu, podcastler dinledi. Girişimci birkaç kişinin çayını kahvesini içti. Öngörebildiği her şey için önlemini aldı ve istifa edip kendi yazılım şirketini kurdu.

Şirket kurmak için gerekli süreçler düşündüğünden daha kolay geçti. Şirketin adı ve logosu zaten hazırdı. Şirket teknoparkta yerini almıştı. Kendisi etiketlere çok önem vermiyordu ama yine de LinkedIn’deki profiline “Founder of the …” ibaresini ekledi. MVP’nin ortaya çıkması hedefini koymuştu kendine. Çalışma alışkanlıkları vardı, yıllardır kullandığı yöntemler ve uygulamalarla işini doğru yöneteceğini düşünüyordu.

Ekip: Düşündüğünden uzun sürmüştü MVP’yi ortaya çıkarmak. Gözüne ilk takılan sorun insan ilişkileri oldu. Ekibi şirket kurulmadan önce çok heyecanlıydı. Şirket kurulup işler biraz olsun rutine bindiğinde ekipten sesler çıkmaya başlamıştı. Sonra kişiler arası uyuşmazlıklar çıkmaya başladı. Derken ekibindeki bazı yazılımcılara dışarıdan iş teklifleri geldi. Kimse ekipten ayrılmasa da bir sendeleme oldu. Fikre olan inanç ve heyecan yerini yeni macera arama duygusuna bırakıyordu sanki. MVP’ye olan odağını bozmak zorunda kaldı. Yeni odağı ekip oldu. Nasıl motivasyonu artıracaktı, nasıl şirket kültürünü bozmadan yapılması gereken işleri zamanında yaptıracaktı, yeni işe alacağı kişilerin ekip kültürüne uyum sağlayıp sağlamayacağını nereden anlayacaktı?

Yıllarca yazılımcı olarak çalışmıştı. Proje ve ekip de yönetmişti. Ama başkasının kaynaklarıyla ve başkasının işi için. Kendi kısıtlı kaynakları ile hayalindeki fikir için insanları motive etmek çok zordu. Ekiptekiler fikri kendi anlamak istedikleri gibi anlıyordu, yorumlarını katıyorlardı. Bu normal ve güzel bir şeydi. Ama sürekli böyle bir etkiye maruz kalmak ürünün yönünü değiştiriyordu. Fikir ekipteki herkesin kafasında farklı bir anlamda yaşıyordu. O zaman anlamıştı ekibin kullanıcıdan daha fazla ürüne yön verdiğini.

Ekibinin MVP çıkana kadar değişmeyeceğini düşünmüştü ama yanılmıştı. Ekibe giren çıkan kişiler olması onu sürekli tedirgin ediyordu. Küçük takımlarda büyük etkiler yapabilen birşeydi bu. Gidenler yanında tecrübelerini götürürken gelenler yeni bakış açılarını getiriyorlardı. Kendisi kontrol delisi değildi. Dengeyi bulmaya çalışıyordu. 

Rüzgarlara dikkat demiş miydim ? — Marcelo Moreira a- Pexels

Destek: Ürün sadece Türkiye’de kullanılmayacaktı. Üründe İngilizce dili varsayılan dildi. Ürünün asıl pazarı yurtdışıydı. Dövizle para kazanmak güzeldi. Ama dövizle para kazanmanın sıkıntıları döviz kurundan daha yüksekti. 

İngilizce olarak destek vermek gerekiyordu. Destek verebilecek kadar ingilizce bilen yazılım destek personeli bulmakta çok zorlandı. Bulduğu destek personeline fikri ve ürünü anlatmak zaman alıyordu. Üstelik çok değerli olan kullanıcı geri bildiriminin şeffaf ve doğru bir şekilde ekibe iletilmesi gerekiyordu. Yazılımcıların ve kendisinin zamanını destek için harcamak istemiyordu. Kendisi sürekli destek sisteminden süreçleri takip ediyordu ve edecekti. Destek personeli de ekibin bir parçasıydı. Destek personeli kullanıcıyla en çok etkileşime giren kişilerdi. Burayı istediği kıvama getirmek gerçekten çok zamanını almıştı.

Saat farkı çözmesi gereken sorunlardan bir başkasıydı. Destek ekibinden birkaç kişinin sürekli aktif olması gerekiyordu. Vardiya sistemi gibi, nöbet sistemi gibi farklı teknikler denedi. Destek ekibinden bir kişinin devraldığı sorunu başkasına aktarırken bilgi kaybı olmaması ve sürecin doğru yönetilmesi için çok çabaladı.

İletişimdeki kültür farkı öngörmediği bir zorluktu. Bazı ülkelerdeki kullanıcılar sorun olduğunda bunu açık ve net olarak iletirken bazı ülkelerdeki kullanıcılar ise sorunu bildirmeden küsüp başka ürüne geçebiliyorlardı. Yazılı iletişim bazı ülkelerde işe yararken bazı ülkelerdeki kullanıcılar telefonla aranmak istiyordu.

Tahsilat: Kredi kartı ile ödeme alınan sistemde ne tür zorluklar çıkabilirdi ki? Bunun için bir ödeme sistemi altyapısı kullanıyordu. Bir gün ödeme sisteminin pasifleştirildiğini öğrendi. Dünyanın diğer ucundaki birisi çalıntı kredi kartı ile ödeme yapmıştı. Şirketin hesabı askıya alınmıştı, yeni ödeme alınamıyordu. Yeni kullanıcı da alınamıyordu. Onca emek boşuna mı gitmişti! Ödeme sistemi bazı sorumlulukları şirkete bırakmıştı. Bu sorumlulukları bir sorun çıkana kadar farketmemişlerdi. Ödeme sistemi ve yasal mercilerle yaşanan yoğun iletişim trafiği ve alınan teknik önlemlerle sorun giderildi. Ama bu süreç yaklaşık bir ay sürmüştü. Neden saçların beyazlamış arkadaş diye sorsalar bu süreci anlatsa yeterdi.

Yan işler: Şirketi kurmadan önce kesin kararını vermişti. Asla ama asla ürün dışında ek bir işe veya projeye bakmayacaktı. Bu kendisinin kararıydı ve toplumun bundan haberi yoktu. Bir web sitesi lazım’dan başlayıp, kendisinden stok ve muhasebe programı isteyenler giderek çoğalıyordu. Hepsini reddetmesine rağmen bu teklifler kendisine nasıl geliyordu şaşırıyordu. Yazılım şirketi kurduğunu öğrenen arkadaşları ve arkadaşlarının arkadaşları onun zamanını çalmakta bir sakınca görmüyordu. Kendisine yeni fikirlerle gelenler, piyasada pahalı bulduğu bir yazılımı kendisine ucuza yaptırmak isteyenler, basit bir işle kapısını çalanlar hiç eksik olmuyordu. Bunlara kesin bir dille hayır diyordu. En kıymetli sermayesi olan zamanı bu kişiler için o kadar da kıymetli değildi. Kendisi bu coğrafyada tanıdık yazılımcı sıfatına kavuşmuştu ve ödemesi gereken bir bedel vardı. Bu bedel için fatura kesemiyordu maalesef. Fatura kendisine kesiliyordu.

Rakipler: Ürün kullanıcıların istediği kıvama gelince rakipler kullanıcı kaybetmeye başladı. Kendisinden daha çok kaynağı olan mevcut rakiplerin bir kısmı aynı özellikleri kendi ürünlerine eklediler. Bir kısmı ise fiyat kırdılar. Bunlar tahmin edilebilir tepkilerdi. Kendisini şaşkınlığa uğratan husus hızlı bir şekilde yeni rakiplerin çıkmasıydı. Bu işte çok para var motivasyonu ile ortaya çıkan yeni rakipler ihtiyacı ve fikri anlamaya bile çalışmadan kopyacılık ile ortaya çıkıp düşük fiyatlarla kullanıcı çekiyorlardı. Odağını rakiplere ayırmak istemiyordu. Piyasayı takip etmek istiyordu sadece. Ama bunu yaparken bile başı dönüyordu.

Yorgundu ve mutluydu. Katma değeri olan bir ürün geliştirmişti. Ekibi huzurluydu. Gürültü ve stres çoktu. Kendi çizgisini korumaya yardımcı olan akıl hocaları ve arkadaşları olmasa bugün burada olamazdı. Özel hayat ve çalışma hayatı dengesini hâlâ bulamamıştı ama Allah’a şükür çıldırmamıştı (henüz).


Bu yazı İstanbul’da kurulan bir girişimin başına gelen olaylardan ilham alınarak yazılmıştır. Yazının fazlası yoktur eksiği vardır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Uluslararası Yazılım Şirketinin Batış Hikayesi

 Güzel başlamıştı hikaye. Yazılımcılar mutlu, kullanıcılar memnundu. Sonra pandemi başladı. Sorun para değildi. Olmayan şey huzurdu… Durdurun hype trenini, inecek var kırık kalpler durağında  — Photo by Kelly Sikkema on  Unsplash Gerçek olamayacak kadar güzeldi çalışma ortamı. Yazılımcılara istedikleri eğitim ve donanım alınıyordu, personel arası hiyerarşik bir yapı yoktu, sorumluluğun yanında yetki de veriliyordu, esnek çalışma saatleri yazılımcılara göre esnekti, izin isteyen hiç kimse geri çevrilmiyordu, pandemiden önce bile uzaktan çalışma vardı. Ne oldu bu şirkete? Nazar mı değdi? Şirketin yazılım ürünü Türkiye’de doğmuştu. Ürün birçok ülkede hem kamu tarafından hem de özel sektör tarafından kullanılıyordu. Yazılım geliştirme ekipleri hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde bulunuyordu. Yazılımın argesi için gelen geri bildirimlerin çoğu Türkiye’den geliyordu. Yazılımın kalbi Türkiye’de atıyordu.  Koronavirüs pandemisi nedeniyle Türkiye’de kamu kuruluşları hizmet alımı ile aldıklar

Uluslararası Yazılım Firmasında Çalışmak

Türkiye merkezli 5 ülkede ofisi olan 50’den fazla mühendisi bulunan ve müşterileri hariç 8 farklı milliyetten kişiler bulunan bir yazılım firmasında yaklaşık 11 aydır çalışmaktayım. Bu süreç boyunca hem çalıştığım şirkette hem de iletişimde bulunduğum diğer uluslararası şirketlerde gözlemlediğim noktaları paylaşmak istedim. Buradaki görüşlerim tamamen kişiseldir ve firmadan firmaya değişebilir. Eleştiriyi önce en günahsız olanınız yapsın! Photo by Kyle Glenn on Unsplash İşe giriş ve mülakat süreçleri zor. İş ilanlarını mantıklı ve açıklayıcı olarak açılıyorlar. Öyle her şeyden anlayan süper yazılımcı aramıyorlar. Şirketin ihtiyacını göz önüne alarak ve her yazılımcının şirkette kullanılan teknolojileri bilemeyeceğini göz önüne alınarak iş ilanını açılıyor. Özgeçmişimde yazan her kelime ile ilgili sorguya çekildim. Başvurduğum pozisyon için gereken yeteneklerle ilgili zor sorular soruldu. Nasıl yaptılar bilmiyorum ama şirket kültürüne uyumumu ve iletişim yeteneğimi de ölçmüşler. Açık