Ana içeriğe atla

Yazılım Dünyasında Bulut Problemleri

Bundan yıllar önceydi. Yazılımların çoğu masaüstü uygulaması idi. Kullanıcı istekleri bir ekran bir buton konularak çözülebiliyordu. Veritabanı kullanıcının bilgisayarı ndaydı. Yazılım CD ile teslim edilir, disket ile yedek alınırdı.

Teknoloji hızla gelişti. Yazılımlar web uygulamaları haline gelmeye başladı. Yazılım ürünü artık SaaS olarak sunulmaya başlandı. Yazılım şirketleri sunucu üstüne sunucu alıyor, harddisk kovalıyor, RAM miktarını çoğaltıyorlardı. Sonra “bulut” çıktı. Tek tıkla sanal bilgisayar sahibi olunabiliyordu, tek tıkla uygulama ve veritabanı sunucusu ayağa kaldırılıp yine tek tıkla yedek alınıp yedek yüklenebiliyordu. Yazılımcılar mutluydu. Ya da öyle olduklarını zannediyorlardı!


Bulut için hayaller güzeldi. Sıfır donanım yatırımı ile anında istediğiniz kadar altyapınız olabilecekti. Yazılımcılar sadece kodlama yapacak, uygulama için ne kadar işlemci gücü ne kadar RAM gerekir düşünmek zorunda kalmayacaklardı.

Akıllı cep telefonlarının yaygınlaşması, neredeyse internetsiz ev kalmaması, dijitalleşen iş dünyasının büyük boyutlarda veri üretmesi gibi nedenlerle bulutun yetenekleri sınanmaya başlandı. Sınanan bulut bilişim teknolojisinden çok bulut teknolojilerini sağlayan firmalardı. Tek tıkla birkaç dakika içerisinde ayağa kalkması geren sanal bilgisayar bazen yarım saat sonra ayağa kalkıyordu. Silinmek istenen bir veritabanı silinemiyordu. Yoğun trafik altında ölçeklenmesi gereken sistem yoğun trafiği tespit edemiyordu. Suçu kendilerinde arayan yazılımcılar kodlarını ve ayarlarını tekrar ve tekrar gözden geçirdiler, farklı bulut teknoloji firmaları ile çalıştılar. Ama sonuç aynıydı. Yazılımcıların kalpleri kırıldı. Şirketler yine eski yönteme dönmeye başladılar. “Bare metal” denilen kiralık fiziksel makinelere talep arttı.

Yazılımcılar ağ problemleri ile tanıştı. Mikro servislerin koştuğu, farklı şehir ve bölgelerde çalışan hizmetlerin olduğu, Türkiye’de hizmet noktası olmayan bulut hizmetlerinde ağın kendisinin problem olacağını kimse tahmin bile etmemişti. Milisaniyeler civarındaki gecikmelerin kaosa yol açacağını, mikro servislerin arasındaki ağ trafiğinin kullanıcılardan gelen trafiği bastıracağını kim bilebilirdi ki?


Siber güvenlik açısından bulut bilişim teknolojilerinin avantajlarının olmasının yanı sıra dezavantajları da var. Henüz çalışmaya başlayan bir sanal bilgisayarın IP adresinin bilinmesi nedeniyle saldırıya maruz kaldığını görebilirsiniz. Ya da veritabanı için kullanmak istediğiniz bir sanal bilgisayara erişiminizin o bilgisayarın IP adresinin kara listeye alınması nedeniyle kesildiğini görebilirsiniz.

Bulut hizmeti sağlayan firmanın yönetim panelinde durumunu değiştirmek istediğiniz takılı kalan bir sanal bilgisayar ya da veritabanı ile karşılaşabilirsiniz. Örneğin silmek istediğiniz bir sanal bilgisayarın durumu birkaç saatliğine askıda kalabiliyor ve bu birkaç saat faturanıza eklenebiliyor. Tek tıkla yapılacak bir işlem için e-posta savaşı başlatmak zorunda kalabiliyorsunuz. Sen istiyor telefonla destek almak, sen vermek daha çok para!

Bulut hizmeti sağlayan firmaların büyük müşterilere öncelik verdiği söylentisini duymayan kalmamıştır. Bu firmalar kendilerini sık kullanan müşterilerine her zaman öncelik tanıyorlar. Küçük bir girişimin ilk adımlarında en ucuz çözümlere yönelmesi gayet doğalken bu firmaların böyle bir tutum içerisinde olması anlaşılmazdır.

Ucuz sanal makinelere, ucuz hizmetlere bulut bilişim firmaları özenmiyor. En ucuzundan bir sanal makine ayağa kaldırayım, bir şey deneyeyim, tutarsa daha çok emek ve para harcarım diyorsanız başınız belada. En ucuz bulut hizmetleri en çok hor görülen ve bulut firmalarının kendileri tarafından bile tavsiye edilmeyen hizmetlerdir.

Gürültücü komşular, bulut hizmetlerinin diğer bir baş belası. Sanal bilgisayarın ya da bulut hizmetin olduğu ağda bir anda gecikme başlayıp bir anda bu gecikme bitiyorsa bundan şüphelenin. Gürültücü komşular en fazla fiyatların en ucuz olduğu bölgede oluyorlar.

Ücrettlerin aniden artması ise sizi sizden alacak diğer bir nokta. Birgün e-postalarınızı kontrol ettiğinizde kullandığınız bir hizmetin ücretinin artırıldığını öğrenebilirsiniz.

Verilerin dışarıya alınmasında zorluk çıkarılması ile de karşılaşabilirsiniz. Eğer verileriniz değerli ise bu verilerin buluttan dışarıya aktarılmasını sürekli takip edin. Eğer verileriniz gigabaytlar boyutunda ise bu verileri dışarıya aktarırken geçen zamanda aktardığınız veriler güncelliğini yitirmiş olabilir.

Türkiye ile yurtdışında bulunan hizmetlerin arasında yaşanan ağ gecikme problemleri yazılımcıların Türkiye’de yaşamaları nedeniyle ödedikleri bir bedel. Hele ki mevzuat nedeniyle bazı hizmetler Türkiye’de bulunmak zorunda ise ağ gecikmeleri yüzünden saçlarınız beyazlayabilir.

Kesintilerden haberdar edilmemek bulut hizmet sağlayıcıların sanırım standart bir tutumu. Hepsinin hizmetlerin durumunu izleyebileceğiniz web sayfaları, twitter hesapları var. Ama kesinti olduğunu, bir sorun olduğunu siz kullanıcılarınızdan öğreniyorsunuz. Bulut hizmet sağlayıcıları kesinti nedenini netleştirene kadar kesinti olduğunu bildirmiyorlar.

Bulut hizmet kullanım verilerinin bulut hizmet firması tarafından sunulması ise diğer bir sorun. Örneğin bulut hizmet sağlayıcı firma, veritabanında çok sorgulama yapılıyor diyor ve size buna göre fatura kesiyor. Oysa siz o andaki trafiğe ve çalışan uygulamalara bakıyorsunuz ve veritabanında bu kadar sorgulama yapılmaması gerektiğini düşünüyorsunuz. Acaba kim haklı?

Kullanılan bulut hizmetlerin kod ve altyapı bağımlılığı oluşturması da kaçınılmaz bir durum. Örneğin uygulama yedekli olarak hem Azure’da hem de AWS’de çalışsın istiyorsunuz. Ama depolama için AWS’in S3 hizmetini kullanıyorsunuz. Peki AWS’in S3 hizmetinde bir problem olduğunda ne yapacaksınız? Yeni oluşacak dosyalar için Azure’un Blob Storage hizmetini kullanabilirsiniz. Ama kullanıcılar eski dosyalara erişmek isterse ne yapacaksınız? Aynı dosyaları hem AWS’de hem Azure’da mı tutacaksınız? Yaşasın masraflar!

Bu yazıdaki bulut bilişim problemleri ile birebir karşılaştım. 7x24 yedekli olarak çalışan ve sürekli trafik alan bir uygulamanız olursa bu problemlerle karşılaşma ihtimaliniz artacaktır. Siz böyle problemler yaşamadıysanız şanslısınız. Buluta kızsak da bulutsuz olmuyor. Bulutsuz günlerde bulutlu geleceğiniz olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Uluslararası Yazılım Şirketinin Batış Hikayesi

 Güzel başlamıştı hikaye. Yazılımcılar mutlu, kullanıcılar memnundu. Sonra pandemi başladı. Sorun para değildi. Olmayan şey huzurdu… Durdurun hype trenini, inecek var kırık kalpler durağında  — Photo by Kelly Sikkema on  Unsplash Gerçek olamayacak kadar güzeldi çalışma ortamı. Yazılımcılara istedikleri eğitim ve donanım alınıyordu, personel arası hiyerarşik bir yapı yoktu, sorumluluğun yanında yetki de veriliyordu, esnek çalışma saatleri yazılımcılara göre esnekti, izin isteyen hiç kimse geri çevrilmiyordu, pandemiden önce bile uzaktan çalışma vardı. Ne oldu bu şirkete? Nazar mı değdi? Şirketin yazılım ürünü Türkiye’de doğmuştu. Ürün birçok ülkede hem kamu tarafından hem de özel sektör tarafından kullanılıyordu. Yazılım geliştirme ekipleri hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde bulunuyordu. Yazılımın argesi için gelen geri bildirimlerin çoğu Türkiye’den geliyordu. Yazılımın kalbi Türkiye’de atıyordu.  Koronavirüs pandemisi nedeniyle Türkiye’de kamu kuruluşları hizmet alımı ile aldıklar

Uluslararası Yazılım Firmasında Çalışmak

Türkiye merkezli 5 ülkede ofisi olan 50’den fazla mühendisi bulunan ve müşterileri hariç 8 farklı milliyetten kişiler bulunan bir yazılım firmasında yaklaşık 11 aydır çalışmaktayım. Bu süreç boyunca hem çalıştığım şirkette hem de iletişimde bulunduğum diğer uluslararası şirketlerde gözlemlediğim noktaları paylaşmak istedim. Buradaki görüşlerim tamamen kişiseldir ve firmadan firmaya değişebilir. Eleştiriyi önce en günahsız olanınız yapsın! Photo by Kyle Glenn on Unsplash İşe giriş ve mülakat süreçleri zor. İş ilanlarını mantıklı ve açıklayıcı olarak açılıyorlar. Öyle her şeyden anlayan süper yazılımcı aramıyorlar. Şirketin ihtiyacını göz önüne alarak ve her yazılımcının şirkette kullanılan teknolojileri bilemeyeceğini göz önüne alınarak iş ilanını açılıyor. Özgeçmişimde yazan her kelime ile ilgili sorguya çekildim. Başvurduğum pozisyon için gereken yeteneklerle ilgili zor sorular soruldu. Nasıl yaptılar bilmiyorum ama şirket kültürüne uyumumu ve iletişim yeteneğimi de ölçmüşler. Açık

Kamuda Yazılımcı Ol(ma)mak

Yazılımcı olarak 8 yıl kamuda, 2 yıl özel sektörde çalıştım. Bir yandan da freelance olarak çalıştım. Yurtdışındaki firmalarla da güzel yurdumun esnafıyla da çalıştım. En garip manzara bence kamudaki yazılım manzarası. Şu anda bir kamu kurumu için geliştirilen yazılım projesini yönetiyorum. Girdiğim toplantılarda, aldığım e-postalarda, yaptığım telefon konuşmalarında eski kamu anılarım depreşti. Kağıtların arasında hayalleri yıkılmış bir yazılımcı bulabilirsiniz Kamuda çalışırken hem benim hem de arkadaşlarımın başına gelen olaylardan ve şu anda kamuda çalışmaya devam eden tanıdıklarımdan aldığım bilgilerle, kamudaki yazılım dünyasını size sanayi diliyle aktarmaya çalışacağım. Bu yazı şahsi görüşlerimi içerir. Yine de kamuda 8 yılın yeterince objektif bir bakış açısı sunacağını düşünüyorum. Kamuya yazılım projesi geliştirirken karşılaşabileceğiniz durumlar: Bir kamu kurumu ile görüşmeye başlamak için bağlantı gerekir. Kamu kurumuna “sizin şöyle bir ihtiyacınız var ben bunu çözen yazılı